Kaybedenler Kulübü Yolda

by
Like
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Kaybedenler Kulübü Yolda Fragman

Özet ve Detaylar

Kalabalık bir Kadıköy grubuyla Olimpos’ta eğlenceli bir tatil geçiren Kaan ve Mete, motorlarıyla birlikte İstanbul’a doğru yola çıkar. İki kişi olarak çıktıkları yolculukta beklenmedik iki misafir onlara eşlik eder. Türlü planlarla yaptıkları bu yolculuk onlara yolun, yolcuğun ve ilişkilerin hiçbir zaman planlandığı gibi olmadığını gösterir.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Mehmet Ada Öztekin’in üstlendiği “Kaybedenler Kulübü Yolda” filminin başrollerinde Nejat İşler ve Yiğit Özşener yer alıyor.

*Spoiler İçerir*
 Standart bir giriş yapıyım hemen. Hayranlarını mutlu edecek bir Kaybedenler Kulübü filmi daha.  Yani öyle harika bir olay örgüsü, parlak bir senaryo bekliyorsanız tatmin etmeyecektir. Ama bu filmin izleyicisi öyle çok şey beklemiyorlardır zaten. Hem filmlerden hem de kadınlardan çok bi şey beklemeyeceksin.
Evet sinematik olarak güzel bir matematiği var. Biten bir tatilin ardından yavaş yavaş geze geze istanbula dönme hikayesi.
Tabi bu ön planda görünen şey.
Asıl hikaye insan psikolojisi, erkeklerin iç dünyası, zayıflıkları ve kadınlar hakkında birkaç şey.
Sosyal medya’da “Kaan ile Mete yine kadınları götürecek” gibi bir ton yorum gördüm. Bu filmde biraz farklı bir durum var sanki kadınlar Kaan ile Mete’yi götürüyor gibi duruyor.
Ha bir de Bir erkeği sadece en zayıf anında vurabilirsiniz.
Çok sıcakmış hava.
Ama hep sıcakmış zaten.
Dünyanın o bölgesinde, zaten sıcak olan bir denizin ortasında soğuk olması zaten beklenmezmiş.
Mustafa Nusa’nın yaşadığı yerde toprağın sahibi ve o toprağın üstündeki harnup ağacının sahibi ayrı kişiler olurmuş.
Eğer bir tarlanız varsa ve o tarlanın içinde bir harnup ağacınız varsa; o kendinize ait koca tarlanın ta ortasındaki o iri, o devasa harnup ağacının harnuplarını, keçiboynuzlarını, toplayamazmışsınız.
Çünkü toprağın sahibi olmak; toprağın üzerinde yetişen harnup ağacının sahibi olmak anlamına gelmezmiş. O coğrafyada. Bunun dışında her şey bildiğimiz gibiymiş aslında.
Çok üzüm olurmuş, iyi üzüm olurmuş ama o üzümden şarap olmazmış!
O kadar şekerliymiş ki üzüm ancak konyağa dururmuş! O kadar şekerliymiş ki üzüm; kazayla yerseniz, kontrolsüzce, bir ay damağınızdan gitmezmiş şekerin yanığı. Evet, aslında her şey biraz da kontrolsüzce olduğunda hep bir iz bırakır; insanın damağında.
Hiç toprağı olmayan ama çok fazla harnup ağacı olan, buranın sorumlusu, Çiçek Mustafa diye bilinirmiş. Denizin hemen kıyısında, tepenin hemen üstünde, o tepenin hemen arkasında yayılmış küçük kasabada.
Her evin avlusu olurmuş, her evin avlusunda bir kuyu olurmuş, her evin avlusunun kenarında bir limon ağacı olurmuş, her limon ağacının kenarında bir mutfak olurmuş. Mutfaktan elini uzattığında limon ağacına ulaşacak kadar yakın olurmuş; mutfağın penceresi. İncir olurmuş. İnciri içinde bırakan bir kümes olurmuş. İçinde güvercinler olurmuş. Bir de bir künk olurmuş. Künkün hemen ucunda bir pres olurmuş- ki zeytinin yağı çıksın! Zaten incir ve üzümün olduğu yerde medeniyet olurmuş, hep öyle olmuş.
Çiçek derlermiş Mustafa Musa’ya çünkü sadece keçiboynuzları ve kendisi varmış. Ve köyün içinde her yürüdüğünde kadınlar dönüp dönüp ona bakarlarmış.
Tarlada yatarmış, kendine ait olmayan tarlalarda. Kendine ait olmayan tarlalardaki kendine ait olan harnup ağaçlarının altında.
Bir köpeği varmış.
Hep onunla dolaşırmış. Belinde bir ip taşırmış. Köpeğinin boynuna ip bağladığını hiç görmemişler. Ama belinde hep bir ip görmüşler…
Hava çok sıcakmış. Çok fazla konuşmazmış, bazen onun adımlarına hep uyum sağlayan köpeğinin de konuştuğunu duyarmış. Hep ‘Zeplin, zeplin, zep-‘’ dermiş.Belki de köpeğin adıymış; bunu kimse bilmezmiş. Hiç, ama hiç, ama hiç! Takmamış onları köpek ‘’Zeplin!’’ diye çağırdıklarında.
Ama Mustafa Musa ne zaman zeplin dese köpek döner bakarmış Mustafa Musa’ya. Ona şaşırırlarmış çünkü köpek sağırmış! Mustafa Musa ve Zeplin harnup ağacının altına geldiklerinde, harnubun gölgesine serildiklerinde; Mustafa Musa belindeki ipi çıkarır; önce kendi ayağına bağlar, sonra sağır köpeğin, kara sağır Zeplin’in boynuna bağlarmış.
Köyde, hani yeri gelirse Mustafa Musa nerede diye sorarsa biri, çocuklara; ayağına köpek bağladı derlermiş. Bu biraz da, yani tam olarak ‘’Mustafa Musa uyuyor’’ anlamına gelirmiş. Sadece uyurken bağlarmış Zeplin’i ayağına.
Çünkü Çiçek Mustafa’ymış. Eğer köyün içinde yürürse bütün kadınlar döner ona bakarmış.
Bir gün anlamışlar ki ne zaman Mustafa Musa ayağına kör bir köpek bağlasa aslında bir erkeğin canı yanmış! Demekmiş. Ağır pompacıymış Mustafa Musa.
‘Çiçek Mustafa’ demişler ona. Köyün içinde her yürüdüğünde bütün kadınlar döner ona bakarmış!
Ne zaman ayağına sağır bir köpek bağlayıp bir harnubun gölgesinde uyusa; bütün erkekler hızla evine koşarmış!
Bir gün vurmuşlar Mustafa Musa’yı bir harnup ağacının altında.
Bir erkeği ancak masum olduğunda vurabilirsiniz. Çünkü ayağına köpek bağlamadığı bir gün, ona bakan bir kadına bakmadığı bir gün vurmuşlar Çiçek Mustafa’yı; bir harnup ağacının altında.
Benim filme puanım 10/6.5
Like
Beğen Muhteşem Haha İnanılmaz Üzgün Kızgın

Belki Bu Gönderiler İlgini Çeker ?

Söze Katıl, Yorum Bırak

Konuyla ilgili görüşlerini bu alandan paylaşır mısın?.

error: içerik telif hakları ile korunmakta